19 Aralık 2014 Cuma

Birisi olsa, görse beni
Bütün güzelliklerimi derinlerde saklasam bile
Birisi olsa, dinlese beni
Sabaha kadar hiç durmadan ağlasam bile
Birisi olsa, özlese beni
Sadece bir kaç saniye gözlerini kapatsa bile
Birisi olsa, beklese beni
Dönüşü olmayan son yolculuğa çıksam bile
Birisi olsa, sevse beni
Verecek aşkımdan başka hiçbir şeyim olmasa bile
Birisi olsa, o da sen olsan
Verecek aşkımdan başka hiçbir şeyim olmasa bile


çok da güzel anlatmış Cem Özkan

18 Aralık 2014 Perşembe

Bir masal

adam durmuş, sessizce bekliyordu. beklemekten sıkılmaya başladığında karşı taraftan bir ses duydu:
  -Alo?
kulaklarına inanamadı,yillardır duymadığı o masumane sesi duyunca bir anlığına; hatta belki de sonsuza dek dünyanın en mutlu adamına dönüştü.
  -merhaba…
-kimsiniz?
-ben… sadece son bir kez seninle konuşmak istemiştim. -
konuşacak ne kaldı? kelimeler, cümleler çok uzun zaman önce tükenmedi mi? yine de...
-sen ne zamandan beri bu kadar çok soru soruyorsun? dedi adam. gülümsedi. ninni söyleyen bir kadını dinlediğini hissediyordu. huzur duyuyordu telefondan bile olsa duyduğu o sesle.
-sorular sormayı uzun zaman önce bıraktım, lavinya…
arkadan bir ses geldi: hayatım, aciktığımı söylesem bana kızar misin?
adamin ağzının kenarındaki kıvrımları kaybolurken beyninde sirenler çalmaya basladi. “unutulmussun be adam. terk edilmissin, yitirilip gitmissin…”
 -benim simdi gitmem lazım. seninle sonra bir daha konuşmak isterim. uzun zaman oldu… derken telefon kapandı. adamin jeton boşa gitmişti. yeterince dinleyememişti sevdiğini. Sevginin sesini. Durup da derin nefes alıp verisindeki gerginliğini bile duymaya raziydi. Yetmezdi aslında hiçbiri. Yeniden elini tutmak, gözlerindeki gökyüzünde uçmak, kalbine uzanan o yollarda koşturmak gibi olmazdı. Nefesini ruhunun ta derinlerinde hissetmek gibi olmazdı elbette. Oysa buna razı olmuştu, aralarındaki kilometrelere rağmen sesini duymaya razı olmuştu. Son kez aramayi düşündüğünde ise bu kadarını beklemiyordu. Belki çocuğu vardı, belki de çocukları. O kadar sene gecmesine ragmen hala evinden tasinmamisti, numarasini bile degistirmemisti. Hayatındaki yeni insansa yanına taşınmıştı belki de.
Peki ya o adamin karşısında da heyecandan sürekli gulumsemeden durabiliyor muydu, aynı şekilde ona sarılıyor muydu, boynunun kokusuyla uykuya dalabiliyor muydu? Zamanında herkese “kadınım şarap” diye tanıstirdigi guzelligi daha da destansilasmis miydi… Bunlari merak ediyordu. Ancak bir insana cesaret bir kez gelirdi. Bir daha aramaya cesaret edemezdi. Ya bir sonraki arayisinda hayatina yeni soluk getiren o adamin sesini duyarsa ya da olur da evde olmayip da telefon acilmazsa. Ici icini yerken evine gelmisti. Anahtarini cebindan cikardigi anda elinden dusurmustu. Egilip aldiginda gozu karardi ve dogrulurken basi döndü. Ve bir anda her şey bulaniklasti. Son bir kaç senedir çoğu şey bulanikti zaten, takması gerektiği gozlugu de takmiyordu. O gunse daha da bulaniklasti her şey. Yaklaşık bir saat önce.
Hayatında gunes gibi duran, yıldızlar gibi parlayan çiçeklere tas konduran kadını dusundu yine.
 Seneler önce tanımadığı bir kadının yataginda uyandi ve ayağa kalktı. Gunes yoktu o gun, kapkara bulutlar vardı. Vicdan azabıni bir tas gibi denize atamadı, kondu yüreğine. Ve terk etti kadını o gun. “Seni seviyorum ama sakin soru sorma…” son sozleriydi kadina. Bir daha da gunes doğmadı hayatına. Göğsünün ta derinlerinde başlayıp her yere sicramisti karanlık. Önce ciğerlerine sonra midesine sonra beynine ve diger her yerine. Iliklerine kadar karanlığa gömülmüştü.
Derin bir nefes alıp kapısını açtı ve yatağına birakti kendini. Yastığına düşüncelerini bırakırken kendini rüyanın kollarına attı.
"Lavinya?” “Düşlerimin prensesi? Kadınım şarap, gönlümün kraliçesi. Yarından sonra ise evimin, doğacak çocuklarımın efendisi…” Güldü kadin. “Gözümün içine bakmadan bağışladığın o gülüşü saymıyorum. Bundan sonra sonsuza dek bana sakla guluslerini.” Kadin dudağını ısırdı tekrar gülmemek icin. “Yarın buna da bir soz vereceğim.” Ikisi de sustular ve birbirlerinin nefeslerini dinlediler uzun sure. Sonra jeton bitti, telefon kapandı. 

-alo 
-lavinya. Benim. Dun. Aradım. Arkadaşın. Doyduysa. Konuşabilecek miyiz? 
Nefes nefeseydi adam. Belki heyecandan belki de duygusal yorgunluktan. 
 -seni özledim. 
Diye fısıldadı kadin. 
-ozlemek. Bir insanda. En büyük. Yara… Sesini. Alcaltarak. Konusma. 
 -sanki hic ozlememis gibisin. Neden nefes nefesesin? 
-sorular sorma. Cevapların. Postacida. Beni dinle. 
 -ozlemek dünyanın en hazin sonu, en acı veren şeyi. Yıllarca çektiğim bir ızdırap var. Sessiz sakin yaşadım yıllarca, gözyaşlarımla bulutlar doydu, denizler sulandı. Ellerin senden sessizdi giderken, gozlerin bulutlara mesajlar yolluyordu kara günleri peşinde koşturmaya mahkum edilmiş gibi, “yalvarıyorum bırakın beni” der gibi… sen gittin ya, gittiğinde dunyaevimizin inşaatı bitmiş kapıdan girmemizi bekliyordu, deprem oldu ışte o zaman. Sallantiya uğramadı, yıkıldı. Sen gittin ya, benim dünyam da yıkıldı Lavinya. Sorular benim bedenime hapsoldu zaten. Cevaplanması gereken hicbir şey yok. Her şeyi içime attım, ve bir gun yok olduklarını hissettim. Acı hapsolsa bile en derinlere, ölüyorlar. Aç susuz bırakınca, dayanamıyorlar. Seni hala seviyorum. Açısıyla tatlısıyla.
Adamin gözünden süzülen yaşlar hıçkırıklara dönüştü. Kadin sustu. Adam bir jeton daha atmıştı ve artık ayakta duramiyordu.
-Ben de… seni…seviy…..
Kulübenin yanına yığıldi ve telefon tam kalbinin üstüne düşmüştü. Hizli hizli atıyordu. Ve bir anda durdu. “Senin gozlerin gökyüzünden, gözyaşlarını bulutlara bagislamissin, çok mu? Yağmurlarla sel olmus her yer, çok mu? Gizemli dünyama hoş geldin kadınım. sen de hoşça kal lavinya…

Bahar

karanlığa gömülmüş bir hayalinde

elinden tutmuştu kız baharı

sonsuzluğa çekip götürmüştü

içi nerede bitiyorduysa dışı da orada bitiyordu

sessizlikte.

aşkların ulu yalnızlığında

söyle var mı akıp giden bir dünya

cam kenarında

bulutlar akıp giderken

dökülen yaprakların anında oluştuğu

bekle

bir gün gelecek derler elbet yüreğine

geri çevirme derler elbet 

gizle

gözle

gitme

bıraktığın yerde bulamazsan

karşına çıktığın yerde bulursun

bahar gelir yine

çünkü iki tane

birinde yapraklar dökülür

tıpkı umutlar gibi

diğerindeyse tazesi çıkar

güzeldir baharlar

sen tutmazsan

o senin elinden tutar...

hiç de...

bulduğumuz bir cennet vardı
elvedaların ardı arkası kesilmeyen gülüşlerde
bir kayaya yazardı dalgalar ismimizi
ve sonra taşlar çıkardı denizin altından
kabuklarına, yıldızlarına inat kumları süpürürdü neşesi
bizden ne kaldıysa geriye gökyüzüne
serpildi cehenneme
bulanıklaştı sevdalar
sana merhaba dedi bulutlar
ve güneş denizde battı birden
hiç de ufukta değildi umutlar
hiç de sevmezdi bizi sabahlar
sırf yıldızlar el sallasın diye gözlerimize
sırf utanmayın diye merhaba size de ay dede

bu gece kırmızı gece
kalplerimiz kanıyor
bu gece bizim gece
hayallerimiz sarraf oluyor
bir umutlar penceresi merak ediyor yerin dibini
ve artık o pencere yerkabuğuna açılıyor
hava girmiyor içeri
toprak giriyor
ellerinden tutuyorum sanki kökleriymiş gibi sabahın
hiç de ağaçlar sevmez çiçekleri
hiç de çiçekler sevmez köklerini
hepsi iç içe büyüyor

sanki papatyalar komşu sevdalı ruhuma
yanmış göklerime uzanırken kökleri
parçalanmış kalbimde dolanırken yaprakları
sırf o yüzden seviyor beni
sırf o yüzden geriye kalanları unutuyor aşkları
merhabalar size de dolgun yüzler
ağlıyorsunuz bu gece
bir haller var bizde
acımızda
kalbimizde...
uzak bir deniz
nerede var sanki bize
yeraltında cennetler...


14 Aralık 2014 Pazar

Günaydın anne
günaydın baba
günaydın kardeşim...
uzakta olmak şu hayatta
en zoru belki de
nereye gitsem sizinle olmak isterken
şimdi sizsiz yapamamak da gayet doğal
yüreğimdeyse dağlar var
yıkıldığım her anımda bir güneş doğırmak için ardından
kalbimde sancılar var
bi sigara yakıp dumanını üfürdüğümde atmak için başımdan
sonsuz sessiz bir boşlukta sanki yalnızlığım
çekip çıkaran yok oradan
sanki arnavut kaldırımlarda ince yüksek topuklar
elveda diyorlar beklenilmezliğe
Sanıldığı gibi değil
umulduğu gibi de değil
boşa geçiyor zaman
beklediğim gibi değil bu şehir
yüzü güzel
ama içini sevmedim
sen bensiz oraları nasıl sevmediysen anne
bensiz oralarda bir yokluğun aşkına bağlandığı yerler baba
burda da boş o yanım
senden üstünü yok mu nedir
ve senin gibisi yok
kardeş diyebileceğim mesela
uzak diyarlar böyle
Alice'ten gelmiyoruz
harikalarda değil buralar
sadece uzak ve yalnızlıklarda...
günaydın ailem
bugün de ağlamadık hayata...

19 Kasım 2014 Çarşamba

olsan...

öncelerin masalları hep güzeldir
ve öncede kalacak olan hep güzeldir
bundan sonraları da
önce olmaya adaydırlar.
seçilmeksizin
daima öncesi olurlar
ve orada kalırlar...
benim masalımsa sonrasından öncesine
ve hep arafta.

bir çocuğun yüzünden anlaşılmaz olan sevgi
bir bebeğin gözlerinde büyüyen aşk gibidir
ana aşkı
baba sevgisi
varsa bir yudum sütü
büyüdüğünde dilimlerce pastalara dönüşür
peynirler arasında yoğurtları sever çocuk
onca sütün içinde
ve ekmeği yok eder
anlaşılmaz hayat
bir bakmışsın yokuşun esaleti
olmuş esirin
sen olmuşsun esiri
sefaletin
geri dönemez
bakarsın ardındaki seferin

suçlu o gözlerindeki uzaklık
yakın olsan
 dillerimde yeni şarkılar var
kulağına fısıldanmalık
yakın olsan
nefeslerim var
dudaklarına dokunmalık
kokum var,
kokun var
birbirlerine karışmalık

yakın olsan
umutlarım var
köprüye ulaşmalık
ben sana gelsem de
sen benden kaçmalık
ben senden başlamalık
sessizce
uzaktan

uzak olsan
dağlarım var
ardına saklandığım
oysa ki o dağların arasında bir güneş var
umuduma yakın
tıpkı o küçüklüğümden geleceğime giden resimdeki gibi
pastel boyadan bozma kurşun kalem gibi
nerelerdesin sen
yanımda bile değilsin
içimde
uzak olsan
bağlarım var halatları köprülerin
binlerce köprü var
yakın olsan
tırmansan....

ve bir sessizlik var
yalvarışın sessizliği
büyükler bilir geleceği
vardır elbet bir bildiği...

uzak da olsan
güzelsin
hayalsin
uzaktan...

6 Ekim 2014 Pazartesi

Biz de bilirdik umudun yerle bir olduğu sokaklarda
Evlerin caddelere özenişini
Sakladığımız umutlarla
Gün gelip de gökkuşağını renklendireceğimizi

Yeni hayallerin kapısını çalıp da açılmasını beklerken
Aslında kök saldığımız o yerde köprü kurmuştuk denizlere
Okyanuslar ağlamıştı yoksulluktan
Oysa ki hayallerimiz su dolu bardakta bile durmazdı
Ne sakladık
Ne umduk bu zamana dek
Güldüm sana be adam
Ve seninle güldüm
Yerinde sen vardın yarı kalbimin
Sonra sadece aklımda kaldın
Hep aklımdayken yeniden gittin diyarına çekildin
Benim diyarımda yoksulluklar var
Uzaktan görürsün
Ve beklersin
Buraya kadar ömrüm
Sadece güzel hatıralarınla kalırsın adam
Sadece güzel gülüşünü hatırlarım
Öpemediğim kadar gözlerinden
Senin de bir hayatın var
Bakma kusuruma uçuk kaçık bir hayatım var
Benden olmaz hiç
Senden olmuyorsa be adam...

Bir Bilsen

bir bilsen uzakta neler var
çayımın buharında demlenen farklı bir gökyüzünden
yanık parlayışlarda yıldızlar

bilmezsin adım attığında vardığın uçurumları
yolun karşısında tekeye kalmış döküntü yıllar
parça parça nameler savurur kalanları

bir damla terini döker denizlere zanaat baba
kır saçları aynadan parıldardı güneşe
nasırdan parmakları gülümserdi bahara

yüksek yeryüzünde tepeleri var hayal bahçesinin
adı var gözlerinin çizgisinde, defteri kalbimin
bir baksan seyri var gönlümün gölünde turuncu sabahlara
bir bilsen yolculuk kuru hava yağmurlara...


22 Eylül 2014 Pazartesi

merhaba...

Yeni sehir
Yeni insanlar, yeni bir akis
Bu sehirde cok dert var
Bu sehirde cok acele var
Duran insanlara carpmaktan korkarken
Baslayan yeni bir gun
Ayni saattte biten yeni bir gece var
Hizli bir yorgunluk
Yeni bir hayat var
Yeni bir uyku
Yeni bir duzen
Altustluk
Parcalanmislik
Terkedilmislik...

Yeni kokular
Insanlar
Ve bikkin bir okul
Sıkıntiyi bagrinin derinliklerinden cekip cikarmis
Karsimiza koymus hayat
Deriin sular bize bela okurken
Yuzer olmusuz korkusuz okyanuslarda
Paramparca kalmisligin tepesinden yuvarlanirken
Sessiz bir elveda
Icten ice
Gozyaslarin yagmuru getirdiginde anlarsin
Zor bir soguk var
Tepesinde gunesin
Ve sana isigini vuruyor yalnizlik
Merhaba derken bir bakmissin
Alisiyorsun
Eksikleriyle
Alismisliklardan siyrilmaya calisirken
Kaybolmadan
Gecmisin hayirli olsun mutlu kiz
Gelecegin beklentisi cok
Derinlerde bir yerlerde
Seni bekleyen bir seyler var
Yeni yalnizliklarin
Yilmisliklarin otesinde
Merhaba de...
Cunku hayat oyle yorgundu ki gun basladiginda
Sessizligin ahini aldi
Mutsuzca oturdu kosesinde
Gariban haline uzulurcesine
Oysa ki gokyuzunde gunes parildiyordu
Camda olusturdugu aydinlikta gordu yuzunu
Vahini birakti pesinde umutsuzlugun
Neseaksamdan gomulmustu nehirlere
Sabahinda okyanustan suzuldu ruhuna
Merhaba sana da hayat
Kim ne derse desin
Bir gunden ibaretsin
O da bugun
Ve bir parca yoksulluguma kanmadan
Bakicam gozlerinin icine
Ve vazgecicem sevdadan...

20 Eylül 2014 Cumartesi

Hic bitmeyecek bi sefere cikmisim de donmeyecekmisim gibi...
Cok zor bu okuma isleri
Sanki anlatirsin da duymazmis gibi gunes
Oysa ki bulutlar duyar
Ama hangi bulutlar
Butun acilarini icine saklamis
Gozu yasli bulutlar mi,
Mutluluktan papatyalara gulus cakan
Berrak yuzlu bulutlar mi
Bense yagmura kurban giderken biraz da benim gozlerimden islaniyor yeryuzu
Ah su istanbul
Buyuk
Gozu yasli her insanin baslangici
Insansiz olani guzel
Asik olunasi
Bir ben varsam icinde
Bir de topragi...
Dertlerini de al git benden sakli kent
Cikar gunyuzunu ortaya
Benim de gulsun yuzum...

5 Eylül 2014 Cuma

zaman.

senin kendini kabul ettiğin gibi
insanlar da seni öyle kabul etmeli
güzel, çirkin, çilli, sivilceli, şişko, çöp gibi, uzun boylu, kısa boylu
saçlarıyla iyi geçinemeyen
ama her şey dış görünüş değil

hepimiz doğduk
çocuk olduk
genç olduk
oluyoruz
ve büyüyoruz
ve içimizde ne mutsuzluklar var bir türlü atamadığımız
ve acılar
yanmış ve kavrulmaya devam eden acılar
dibi tutmuş hayallerimiz var
kimisi çok geç kalmadan kurtarıyor
kimisiyse yanığını atıp yiyor
ama kimisi de yanık kokusuyla yeni bir hal olan hayallerini döküyor

kimileri gerçekten depresyonda
kimileriyse depresyonda olduğunu zannediyor
güzel olmaya, mutlu olmaya, enerjik hissetmeye ve samimi görünmeye ihtiyaç duymuyorlar
bazıları zorlamıyorlar
uçup gidiyor hayat
zaman da akıp gidiyor

hayaller bile suya düştüğünde zamanı takip ediyor. bırak bulsun o zamanını
belki de geç bile olsa ulaşılmayı bekliyor...

28 Ağustos 2014 Perşembe

ne kadar hissettirir ki zaten bir insan duygularını?
gerçeklerden her zaman kaçın
gerekirse hayal dünyanızda yaşayın
ama bu arada sırada gezintiye çıkmanız gerektiğini de unutturmasın
o dünya neşe dolu, hayat dolu diye
acı yüzünüzü de örtmeyin
çünkü o dünyada her şey sizin istediğiniz gibidir
ve hiç istemediğiniz müdahalelerde bulunan insanlar olacaktır
onlara gereken cevabı vermek için çıkın

bazı insanlar öyledir ki
asla sana özel hissettirmez
hem de hiç
duygusuzca dolaşırsın yanında
önemsediğini sanırsın
sürekli berabersinizdir
sürekli paylaşımlarda bulunursunuz
onlarca fedakarlık yaparsın
onlarca duygular yaşarsın onun için
bütün istediklerine ve yaşam tarzına saygı duyup bi nebze de olsun yanında samimiyeti hissettiğin için bağını koparamazsın
katlanırsın tüm olanlara
ve bir anda arkasını döner sana
çekip gitmez belki
hep yanı başında olmaya devam eder
ama artık görmezden geleceğin insanlardan birisidir 

ve her şey bitince anlarsın ki
aslında aranızda olan tek şey zorunluluktan doğanmış
onunla hiçbir şey paylaşmamışsın
hep yardımına ve peşine koşmuşsun
ama karşılık alamamışsın
ve yanındayken 
özel hissetmemişsin
ve bitince
bu yüzden özlememişsin...

hayal dünyası işte
özleyeceğini sanmanı da o sağlamıştır
ama yerini dolduran onlarca insan
onlarca hayalle
ondan haber bile alamazsın
çünkü artık bağlantısı yoktur onun
senin dünyanla
at onları dünyandan
çöpler bile geri dönüştürülebilir çoğunlukla
bazılarıysa asla...

21 Ağustos 2014 Perşembe

kitabımın yanında buldum gözlüğünü
kalbimin kapıları açılırken sana
sesim yetmezken bir tane daha çığlığa
adını söyledim
oysa ki gönlüme cereyan yaptı aşk
biraz fazla
gidelim uzaklara
kahvaltımız var önce
sen çay oku
ben kitabımı demlerken
sigaranı ye sen
ben zeytinimi tüttürürken
neler yaptın bana böyle aşk
daha sevgi yola bile çıkmamışken...
Derler ki
bir kadınla bir erkek
yan yana gelirse önce tanışırlarmış
karpuz kabuğu kırılıp da samimiyet başlar
şakalaşmalar, gülüşmeler buğulu havayı bozarmış

bir kadınla bir erkek 
arkadaş olduktan sonra birbirlerine 
sonsuz gelebilecek uzunlukta bakışlarla
içten gelen titremelerle 
birbirlerine cevap verirlerse
o an aşk başlamazmış
kadınla erkek sonuçta
ne olacağını bilemezsin

derler ki
kadın karşısındakinden ya utanırmış
ya da zıtlaşırmış
erkekse hep aynı
anlamazmış, kız belirtilerini saklamaktan vazgeçmediği için
oysa ki hala arkadaşlarmış

ismini başkalarıylayken duyunca
ilk kimin kalbi çarparsa
o isimdeki kişiye uyarı gönderirmiş
ve dünyada etkileşim çerçevesi böyle sürüp gidermiş

derler ki
bir kadın severse
belli etmezmiş
erkek severse
kadını elde etmesi gerekirmiş

kıskandığında
gözlerinin içine bakarak güldüğünde
konuşmayıp da dili etkisiz hale geldiğinde
kekelediğinde
elleri titrediğinde
bir bak gözlerine
ne var kalbinin içinde
hasta mı
aşık mı...

derler ki
sevda başa düştüğünde
hep onu görmek lazımmış
sesini duymak
varlığını hissetmek

ama demezler ki
hep böyle kalmazmış
sevda başlı başına bir acıymış
unutman gerekiyorsa unutacağın
ama unutamayacağın
sevmiyorum deyip de ağlamayacağın
ama ruhunun selleri sonradan şelaleler olunca alışacağın

ve sonsuzluk bundan yaratılmış...

18 Ağustos 2014 Pazartesi

AŞK; bizim olduğu kadar, hepimizin.

istersen kendine bağla
istersen tut elimden, çek çıkar beni
kendime geldiğimde bir kıvam kızgınlığıma tuz serpersin belki
sesimi yükselttiğimde elimden tutup çekersin belki
yükseklerde bitmezlikler var
bir deste neşe, bir düzine mutluluk
saçlarımda sessizlik var, gülüşümde huzur
hayatın akıp gidişinde belirsizlik
sende yaratılmamış bir güzellik
nereye gitsek bu gece
seçtiğimiz pembe diyarlardan uzak, sihirli denizlere
belki de elimden tuttuğun o deniz manzaralı yemeğe
gittiğinde bir şey daha seçtim
gidişinden yoksun

sevgi sağanağında kayıp
bir yokuş var üzerimde sanki
ve kayıp gidiyorsun sürekli ellerimden
sana da anlatmak isterim bir şey
"sesin güzel sevgilim, sözlerin de hayatıma bedel"
gel, çek götür beni derinlerden
korkulacak son şey olur 
korkun yine büyükse bedeninden
seneye de kullanma ama
at gitsin olmuyorsa
zirvede beklenilenler 
hep ait olduğu yerdeler
varlığından yoksun

bir ses olsa da sana ulaşır bedeli
ahmağın eziyeti olur; sevgisizliği
unutma, tut ellerimden
pek bir kayıp yok gülüşlerimden
varsa da bir öpersin, geçer.
uzak değil ihtimaller
yerin dibinde de sana yer var
gökyüzünün everestinde de
ve altyazısı var bu aşkın:
bir daha yok.
çünkü artık diğerleri aşktan yoksun

çünkü bizim aşkımız onların...


17 Ağustos 2014 Pazar

Peyniiir!

istiyorum ki
elleri nasır tutmuş bir balıkçının teknesinde
sonsuza dek sürecek mutluluğun denizinde
kaybolsak şafak vaktinde

ne var senin yüreğinde büyük adam?
söyle
mavi denizler gönderir belki gökyüzüne

fotoğrafını çekerim istersen
balık kokan ellerimle
yüreğini dinlerim
müzikten vazgeçmeyen kulaklarımla
gözlerine bakarım
başkasını görmeyen gözlerimle
koklarım teninin kokusunu,
denizden buharlaşan tuzun esintisiyle
ama önce sarılsam keşke
ve öpsem yanaklarından
balıkçı adam bize bakmadan 
kondursam busemi kiraz kırmızısı dudaklarına
bize kaptan olduğunu söylemeden önce
evlenmiş oluruz belki

korkma
evlilik delisi değil yüreğim
sadece fotoğrafını çektim bu kalbin
elimdeki mutlu resmin...

kendine iyi baksan da yeter
kaptan bize gülümseyecek sonuçta
ve demiri alıp kaybolacağız ufuk çizgisinde
ve bulamazsak birbirimizin ellerini yeniden
gideriz sonsuzluğa
gökyüzü de denizden bir parça sonuçta....

Acılar tarifesi

bir yanımda şaha kalkmış güvercinler var
diğer yanda uçan atlar
bense balıklar gibi yüzebilip, diğer bütün hayvanlar gibi koşup yürüyebiliyorken
uçamamanın derdindeyim

merdivenin başında oturuyoruz
uçurtmalar selam gönderiyor bulutlardan
gülümseyemiyorum bile güneş ışığından
sorsalar ne bu derdin diye
güneşi suçlayacağım, inan

sesi var sessizliğin de akıp giden yalnızlığa
ve içime çekilmiş bir parça gariban inat
güçsüz bir parçası yoksulluğumun; duygulardan
geç kalmış ertesi bir sabah; karanlıktan
teslim olamıyorum kollarına aşkın, derken
çıksan karşıma...

bir tarafı var
sancılı yüreklerin toplandığı 
hani hiçbir şey yapmazsın ama bir hapise tıkılırsın
oysa ki hiçbir suçun yoktur
o taraftayım
ceza mı çekiyorum
ama çok uzak zihnim de kalbim de; ruhumdan

merhaba 
teslim olmadan önce
uğra bir acılar tarifesine
sana da kelepçe taksınlar
geçmişten kaçmadan önce...

14 Ağustos 2014 Perşembe

ithaf: nobody

belki sana bir şekerden bahsetmemişlerdir hiç
sessizlikte ağzına attığında uykuya daldıran hayallerden oluşan
ve sen rüyanı görürken hayat bir şekilde akıp gider
uyumasak keşke, dersin
birkaç saat daha göreyim o gökyüzünü
ve bir film izlersin
yaşadığını zannedersin
oysa hayaller alır başını giderken
sen bir kenara çekilirsin

herkes nerede?
sözlü halk toplantısında tatlıları mı eleştiriyorlar
dünyada nerede kalmış bunca acı, bunca nefret
herkes düşmanına sarmış, başında olup biteni göremezken
gözünün önünde öldürseler onca adamı
onca çocuğu
onca hayvanı
biraz daha sessiz kalmak istersin
ve çığlıklarını bulutlara yüklersin
insanlara kaç para lazım daha da zengin olmaları için
yoksa yürekleri mi lazım insanların?
kanları mı?
vampirlikle zengin olmuş silah tutan eller
ve o eller nasırlı.
sudan geçir bi istersen
sessizlik modu artık kapalı
senin yüreğinse bizde artık.
artık küllerle oynamanın zamanı...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

aşk mı dersin, bilmezsin.
 günlerden bir gün, var olan, yaşanan,
 her saniyesi bitime yaklaşan bir gün
 tıpkı aşk gibi
 uzaktan sevmek
alışamamak
 yapamamak daha fazla
 hani o mesafeler var ya
 sadece kilometrelere bağlı değil
yanındaki insan da çok uzakta
bazen senden uzakta
 bazense kalbinden
bense kalbimi kilometrelere kaptırmışım
ona bağlanmışım
veyahut "onlara"...
dinlediğim şarkılarda onu görmüşüm
 bazıları yasak aşk ta derinlerde
 bazılarıysa bakılmaması gereken bir nadide
çok eski artık aşklar gözlerde
olan biten hiçbir şey yok
 çünkü bakışlarından kaçıyorum aşkın.
 sessiz bir "merhaba"sını bile duyamadığım
 bir aşka kapılıyorum sonra
"neredesin" diye ararken, kayboluyorum
 bu mudur aşk, bilmiyorum
gittiğim her yerde onu görmeyi ummaktansa
 zamana bırakmak gerek
bekliyorum
bekliyorum
 bekliyorum...
hayaller uzak olamaz
belki de tek bir adım
ama hangi küçük kız kendi ellerinden öper ki
kendi yanağını okşar ki olmaz parası,
çalar şeker elmasını
takarsa parmağına büyür o zaman
hangi bebek ağlamasını içine atar ki
acısı bir açlık kadardır
bizde acılar aşkla sınırlı
bilmiyorum ben uzak sevgileri
kimse sevmedi beni şimdiye kadar
kimse görmedi gözlerimi
tutmadı elimden, götürmedi kalbinin derinliklere
çekmedi içine sıkı sıkı
koklamadı saçımdan
biraz büyüktüm
azıcık küçülsem...
çok geçmeden dolsa sol yanım kalp atışlarıyla
oysa ki severdim ben çok önceden
şimdiyse bitmiş bir şeyler var
olmayacağına inandığım şeyle
hayalleri yıkılmış bir insan
yeniden inşa edene kadar beklermiş, parçaları onarmayı az da olsa
artık tuzdan farkı kalmadı parçalarımın
ve hayaller öylece kaldı
belki de sadece yüzerlerdi suya düşşelerdi
ben istemedim
boğulup gitmeden geri getirebilirdim onları
ben imkansızı istedim 
özür dilerim...