"bir gün sen de benim düşen kirpiklerimi toplayacaksın. önce yanağımdan; sonra yatağından... ve o zaman ben olmayacağım. Çünkü parmaklarının arasında duran kirpiğimden dileyeceğim tek bir şey olacak: seninle mutlu olmak. Ama sen beni mutlu edemeyeceksin... yine de o kirpikler düşecek. artık ben de her gün mutluluk dileyeceğimde parmaklarımın arasına bile almadan sadece fiskelerle göndereceğim."
"bu kadar mı basit mutluluk? iki parmak ucunun arasında..."
"çok da kolay değil. ama saç tellerimden dileyemem ya seni. o kadar küçük parçalara sığman için dualar edeceğim...yine de mutlu etme beni. bir sonraki kirpiğim düşene kadar. mutsuz olmazsak ne anlamı kalır ki bu kirpiklerin?kavga etsek bile gel al onu yanaklarımdan... belki de ağlamış olurum da gözlerimi silerken koparmış olurum yanlışlıkla yanağımda bulurum kirpik. işte o zaman mutlu olurum; çünkü geleceğini bilirim..."
"ya benim kirpiklerim? hep ben mi mutsuz ederim yani? ben de mutsuz olamaz mıyım?"
"benim kirpiğimin düşmesine neden izin veresin?"
Bir kız var. Görünmeyen bulutlarında uçuyor, parlamayan güneşinde ısınıyor. her sene büyüdüğü için yaşını söylemeye de gerek duymuyor. duygusal, stres dolu. ne yapması gerektiğini bilemediği için tüm varlığıyla ve edebiyatıyla burada.
1 Nisan 2015 Çarşamba
19 Aralık 2014 Cuma
Birisi olsa, görse beni
Bütün güzelliklerimi derinlerde saklasam bile
Birisi olsa, dinlese beni
Sabaha kadar hiç durmadan ağlasam bile
Birisi olsa, özlese beni
Sadece bir kaç saniye gözlerini kapatsa bile
Birisi olsa, beklese beni
Dönüşü olmayan son yolculuğa çıksam bile
Birisi olsa, sevse beni
Verecek aşkımdan başka hiçbir şeyim olmasa bile
Birisi olsa, o da sen olsan
Verecek aşkımdan başka hiçbir şeyim olmasa bile
çok da güzel anlatmış Cem Özkan
18 Aralık 2014 Perşembe
Bir masal
adam durmuş, sessizce bekliyordu. beklemekten sıkılmaya başladığında karşı taraftan bir ses duydu:
-Alo?
kulaklarına inanamadı,yillardır duymadığı o masumane sesi duyunca bir anlığına; hatta belki de sonsuza dek dünyanın en mutlu adamına dönüştü.
-merhaba…
-kimsiniz?
-ben… sadece son bir kez seninle konuşmak istemiştim. -
konuşacak ne kaldı? kelimeler, cümleler çok uzun zaman önce tükenmedi mi? yine de...
-sen ne zamandan beri bu kadar çok soru soruyorsun? dedi adam. gülümsedi. ninni söyleyen bir kadını dinlediğini hissediyordu. huzur duyuyordu telefondan bile olsa duyduğu o sesle.
-sorular sormayı uzun zaman önce bıraktım, lavinya…
arkadan bir ses geldi: hayatım, aciktığımı söylesem bana kızar misin?
adamin ağzının kenarındaki kıvrımları kaybolurken beyninde sirenler çalmaya basladi. “unutulmussun be adam. terk edilmissin, yitirilip gitmissin…”
-benim simdi gitmem lazım. seninle sonra bir daha konuşmak isterim. uzun zaman oldu… derken telefon kapandı. adamin jeton boşa gitmişti. yeterince dinleyememişti sevdiğini. Sevginin sesini. Durup da derin nefes alıp verisindeki gerginliğini bile duymaya raziydi. Yetmezdi aslında hiçbiri. Yeniden elini tutmak, gözlerindeki gökyüzünde uçmak, kalbine uzanan o yollarda koşturmak gibi olmazdı. Nefesini ruhunun ta derinlerinde hissetmek gibi olmazdı elbette. Oysa buna razı olmuştu, aralarındaki kilometrelere rağmen sesini duymaya razı olmuştu. Son kez aramayi düşündüğünde ise bu kadarını beklemiyordu. Belki çocuğu vardı, belki de çocukları. O kadar sene gecmesine ragmen hala evinden tasinmamisti, numarasini bile degistirmemisti. Hayatındaki yeni insansa yanına taşınmıştı belki de.
Peki ya o adamin karşısında da heyecandan sürekli gulumsemeden durabiliyor muydu, aynı şekilde ona sarılıyor muydu, boynunun kokusuyla uykuya dalabiliyor muydu? Zamanında herkese “kadınım şarap” diye tanıstirdigi guzelligi daha da destansilasmis miydi… Bunlari merak ediyordu. Ancak bir insana cesaret bir kez gelirdi. Bir daha aramaya cesaret edemezdi. Ya bir sonraki arayisinda hayatina yeni soluk getiren o adamin sesini duyarsa ya da olur da evde olmayip da telefon acilmazsa. Ici icini yerken evine gelmisti. Anahtarini cebindan cikardigi anda elinden dusurmustu. Egilip aldiginda gozu karardi ve dogrulurken basi döndü. Ve bir anda her şey bulaniklasti. Son bir kaç senedir çoğu şey bulanikti zaten, takması gerektiği gozlugu de takmiyordu. O gunse daha da bulaniklasti her şey. Yaklaşık bir saat önce.
Hayatında gunes gibi duran, yıldızlar gibi parlayan çiçeklere tas konduran kadını dusundu yine.
Seneler önce tanımadığı bir kadının yataginda uyandi ve ayağa kalktı. Gunes yoktu o gun, kapkara bulutlar vardı. Vicdan azabıni bir tas gibi denize atamadı, kondu yüreğine. Ve terk etti kadını o gun. “Seni seviyorum ama sakin soru sorma…” son sozleriydi kadina. Bir daha da gunes doğmadı hayatına. Göğsünün ta derinlerinde başlayıp her yere sicramisti karanlık. Önce ciğerlerine sonra midesine sonra beynine ve diger her yerine. Iliklerine kadar karanlığa gömülmüştü.
Derin bir nefes alıp kapısını açtı ve yatağına birakti kendini. Yastığına düşüncelerini bırakırken kendini rüyanın kollarına attı.
"Lavinya?” “Düşlerimin prensesi? Kadınım şarap, gönlümün kraliçesi. Yarından sonra ise evimin, doğacak çocuklarımın efendisi…” Güldü kadin. “Gözümün içine bakmadan bağışladığın o gülüşü saymıyorum. Bundan sonra sonsuza dek bana sakla guluslerini.” Kadin dudağını ısırdı tekrar gülmemek icin. “Yarın buna da bir soz vereceğim.” Ikisi de sustular ve birbirlerinin nefeslerini dinlediler uzun sure. Sonra jeton bitti, telefon kapandı.
-alo
-lavinya. Benim. Dun. Aradım. Arkadaşın. Doyduysa. Konuşabilecek miyiz?
Nefes nefeseydi adam. Belki heyecandan belki de duygusal yorgunluktan.
-seni özledim.
Diye fısıldadı kadin.
-ozlemek. Bir insanda. En büyük. Yara… Sesini. Alcaltarak. Konusma.
-sanki hic ozlememis gibisin. Neden nefes nefesesin?
-sorular sorma. Cevapların. Postacida. Beni dinle.
-ozlemek dünyanın en hazin sonu, en acı veren şeyi. Yıllarca çektiğim bir ızdırap var. Sessiz sakin yaşadım yıllarca, gözyaşlarımla bulutlar doydu, denizler sulandı. Ellerin senden sessizdi giderken, gozlerin bulutlara mesajlar yolluyordu kara günleri peşinde koşturmaya mahkum edilmiş gibi, “yalvarıyorum bırakın beni” der gibi… sen gittin ya, gittiğinde dunyaevimizin inşaatı bitmiş kapıdan girmemizi bekliyordu, deprem oldu ışte o zaman. Sallantiya uğramadı, yıkıldı. Sen gittin ya, benim dünyam da yıkıldı Lavinya. Sorular benim bedenime hapsoldu zaten. Cevaplanması gereken hicbir şey yok. Her şeyi içime attım, ve bir gun yok olduklarını hissettim. Acı hapsolsa bile en derinlere, ölüyorlar. Aç susuz bırakınca, dayanamıyorlar. Seni hala seviyorum. Açısıyla tatlısıyla.
Adamin gözünden süzülen yaşlar hıçkırıklara dönüştü. Kadin sustu. Adam bir jeton daha atmıştı ve artık ayakta duramiyordu.
-Ben de… seni…seviy…..
Kulübenin yanına yığıldi ve telefon tam kalbinin üstüne düşmüştü. Hizli hizli atıyordu. Ve bir anda durdu. “Senin gozlerin gökyüzünden, gözyaşlarını bulutlara bagislamissin, çok mu? Yağmurlarla sel olmus her yer, çok mu? Gizemli dünyama hoş geldin kadınım. sen de hoşça kal lavinya…
-Alo?
kulaklarına inanamadı,yillardır duymadığı o masumane sesi duyunca bir anlığına; hatta belki de sonsuza dek dünyanın en mutlu adamına dönüştü.
-merhaba…
-kimsiniz?
-ben… sadece son bir kez seninle konuşmak istemiştim. -
konuşacak ne kaldı? kelimeler, cümleler çok uzun zaman önce tükenmedi mi? yine de...
-sen ne zamandan beri bu kadar çok soru soruyorsun? dedi adam. gülümsedi. ninni söyleyen bir kadını dinlediğini hissediyordu. huzur duyuyordu telefondan bile olsa duyduğu o sesle.
-sorular sormayı uzun zaman önce bıraktım, lavinya…
arkadan bir ses geldi: hayatım, aciktığımı söylesem bana kızar misin?
adamin ağzının kenarındaki kıvrımları kaybolurken beyninde sirenler çalmaya basladi. “unutulmussun be adam. terk edilmissin, yitirilip gitmissin…”
-benim simdi gitmem lazım. seninle sonra bir daha konuşmak isterim. uzun zaman oldu… derken telefon kapandı. adamin jeton boşa gitmişti. yeterince dinleyememişti sevdiğini. Sevginin sesini. Durup da derin nefes alıp verisindeki gerginliğini bile duymaya raziydi. Yetmezdi aslında hiçbiri. Yeniden elini tutmak, gözlerindeki gökyüzünde uçmak, kalbine uzanan o yollarda koşturmak gibi olmazdı. Nefesini ruhunun ta derinlerinde hissetmek gibi olmazdı elbette. Oysa buna razı olmuştu, aralarındaki kilometrelere rağmen sesini duymaya razı olmuştu. Son kez aramayi düşündüğünde ise bu kadarını beklemiyordu. Belki çocuğu vardı, belki de çocukları. O kadar sene gecmesine ragmen hala evinden tasinmamisti, numarasini bile degistirmemisti. Hayatındaki yeni insansa yanına taşınmıştı belki de.
Peki ya o adamin karşısında da heyecandan sürekli gulumsemeden durabiliyor muydu, aynı şekilde ona sarılıyor muydu, boynunun kokusuyla uykuya dalabiliyor muydu? Zamanında herkese “kadınım şarap” diye tanıstirdigi guzelligi daha da destansilasmis miydi… Bunlari merak ediyordu. Ancak bir insana cesaret bir kez gelirdi. Bir daha aramaya cesaret edemezdi. Ya bir sonraki arayisinda hayatina yeni soluk getiren o adamin sesini duyarsa ya da olur da evde olmayip da telefon acilmazsa. Ici icini yerken evine gelmisti. Anahtarini cebindan cikardigi anda elinden dusurmustu. Egilip aldiginda gozu karardi ve dogrulurken basi döndü. Ve bir anda her şey bulaniklasti. Son bir kaç senedir çoğu şey bulanikti zaten, takması gerektiği gozlugu de takmiyordu. O gunse daha da bulaniklasti her şey. Yaklaşık bir saat önce.
Hayatında gunes gibi duran, yıldızlar gibi parlayan çiçeklere tas konduran kadını dusundu yine.
Seneler önce tanımadığı bir kadının yataginda uyandi ve ayağa kalktı. Gunes yoktu o gun, kapkara bulutlar vardı. Vicdan azabıni bir tas gibi denize atamadı, kondu yüreğine. Ve terk etti kadını o gun. “Seni seviyorum ama sakin soru sorma…” son sozleriydi kadina. Bir daha da gunes doğmadı hayatına. Göğsünün ta derinlerinde başlayıp her yere sicramisti karanlık. Önce ciğerlerine sonra midesine sonra beynine ve diger her yerine. Iliklerine kadar karanlığa gömülmüştü.
Derin bir nefes alıp kapısını açtı ve yatağına birakti kendini. Yastığına düşüncelerini bırakırken kendini rüyanın kollarına attı.
"Lavinya?” “Düşlerimin prensesi? Kadınım şarap, gönlümün kraliçesi. Yarından sonra ise evimin, doğacak çocuklarımın efendisi…” Güldü kadin. “Gözümün içine bakmadan bağışladığın o gülüşü saymıyorum. Bundan sonra sonsuza dek bana sakla guluslerini.” Kadin dudağını ısırdı tekrar gülmemek icin. “Yarın buna da bir soz vereceğim.” Ikisi de sustular ve birbirlerinin nefeslerini dinlediler uzun sure. Sonra jeton bitti, telefon kapandı.
-alo
-lavinya. Benim. Dun. Aradım. Arkadaşın. Doyduysa. Konuşabilecek miyiz?
Nefes nefeseydi adam. Belki heyecandan belki de duygusal yorgunluktan.
-seni özledim.
Diye fısıldadı kadin.
-ozlemek. Bir insanda. En büyük. Yara… Sesini. Alcaltarak. Konusma.
-sanki hic ozlememis gibisin. Neden nefes nefesesin?
-sorular sorma. Cevapların. Postacida. Beni dinle.
-ozlemek dünyanın en hazin sonu, en acı veren şeyi. Yıllarca çektiğim bir ızdırap var. Sessiz sakin yaşadım yıllarca, gözyaşlarımla bulutlar doydu, denizler sulandı. Ellerin senden sessizdi giderken, gozlerin bulutlara mesajlar yolluyordu kara günleri peşinde koşturmaya mahkum edilmiş gibi, “yalvarıyorum bırakın beni” der gibi… sen gittin ya, gittiğinde dunyaevimizin inşaatı bitmiş kapıdan girmemizi bekliyordu, deprem oldu ışte o zaman. Sallantiya uğramadı, yıkıldı. Sen gittin ya, benim dünyam da yıkıldı Lavinya. Sorular benim bedenime hapsoldu zaten. Cevaplanması gereken hicbir şey yok. Her şeyi içime attım, ve bir gun yok olduklarını hissettim. Acı hapsolsa bile en derinlere, ölüyorlar. Aç susuz bırakınca, dayanamıyorlar. Seni hala seviyorum. Açısıyla tatlısıyla.
Adamin gözünden süzülen yaşlar hıçkırıklara dönüştü. Kadin sustu. Adam bir jeton daha atmıştı ve artık ayakta duramiyordu.
-Ben de… seni…seviy…..
Kulübenin yanına yığıldi ve telefon tam kalbinin üstüne düşmüştü. Hizli hizli atıyordu. Ve bir anda durdu. “Senin gozlerin gökyüzünden, gözyaşlarını bulutlara bagislamissin, çok mu? Yağmurlarla sel olmus her yer, çok mu? Gizemli dünyama hoş geldin kadınım. sen de hoşça kal lavinya…
Bahar
karanlığa gömülmüş bir hayalinde
elinden tutmuştu kız baharı
sonsuzluğa çekip götürmüştü
içi nerede bitiyorduysa dışı da orada bitiyordu
sessizlikte.
aşkların ulu yalnızlığında
söyle var mı akıp giden bir dünya
cam kenarında
bulutlar akıp giderken
dökülen yaprakların anında oluştuğu
bekle
bir gün gelecek derler elbet yüreğine
geri çevirme derler elbet
gizle
gözle
gitme
bıraktığın yerde bulamazsan
karşına çıktığın yerde bulursun
bahar gelir yine
çünkü iki tane
birinde yapraklar dökülür
tıpkı umutlar gibi
diğerindeyse tazesi çıkar
güzeldir baharlar
sen tutmazsan
o senin elinden tutar...
hiç de...
bulduğumuz bir cennet vardı
elvedaların ardı arkası kesilmeyen gülüşlerde
bir kayaya yazardı dalgalar ismimizi
ve sonra taşlar çıkardı denizin altından
kabuklarına, yıldızlarına inat kumları süpürürdü neşesi
bizden ne kaldıysa geriye gökyüzüne
serpildi cehenneme
bulanıklaştı sevdalar
sana merhaba dedi bulutlar
ve güneş denizde battı birden
hiç de ufukta değildi umutlar
hiç de sevmezdi bizi sabahlar
sırf yıldızlar el sallasın diye gözlerimize
sırf utanmayın diye merhaba size de ay dede
bu gece kırmızı gece
kalplerimiz kanıyor
bu gece bizim gece
hayallerimiz sarraf oluyor
bir umutlar penceresi merak ediyor yerin dibini
ve artık o pencere yerkabuğuna açılıyor
hava girmiyor içeri
toprak giriyor
ellerinden tutuyorum sanki kökleriymiş gibi sabahın
hiç de ağaçlar sevmez çiçekleri
hiç de çiçekler sevmez köklerini
hepsi iç içe büyüyor
sanki papatyalar komşu sevdalı ruhuma
yanmış göklerime uzanırken kökleri
parçalanmış kalbimde dolanırken yaprakları
sırf o yüzden seviyor beni
sırf o yüzden geriye kalanları unutuyor aşkları
merhabalar size de dolgun yüzler
ağlıyorsunuz bu gece
bir haller var bizde
acımızda
kalbimizde...
uzak bir deniz
nerede var sanki bize
yeraltında cennetler...
elvedaların ardı arkası kesilmeyen gülüşlerde
bir kayaya yazardı dalgalar ismimizi
ve sonra taşlar çıkardı denizin altından
kabuklarına, yıldızlarına inat kumları süpürürdü neşesi
bizden ne kaldıysa geriye gökyüzüne
serpildi cehenneme
bulanıklaştı sevdalar
sana merhaba dedi bulutlar
ve güneş denizde battı birden
hiç de ufukta değildi umutlar
hiç de sevmezdi bizi sabahlar
sırf yıldızlar el sallasın diye gözlerimize
sırf utanmayın diye merhaba size de ay dede
bu gece kırmızı gece
kalplerimiz kanıyor
bu gece bizim gece
hayallerimiz sarraf oluyor
bir umutlar penceresi merak ediyor yerin dibini
ve artık o pencere yerkabuğuna açılıyor
hava girmiyor içeri
toprak giriyor
ellerinden tutuyorum sanki kökleriymiş gibi sabahın
hiç de ağaçlar sevmez çiçekleri
hiç de çiçekler sevmez köklerini
hepsi iç içe büyüyor
sanki papatyalar komşu sevdalı ruhuma
yanmış göklerime uzanırken kökleri
parçalanmış kalbimde dolanırken yaprakları
sırf o yüzden seviyor beni
sırf o yüzden geriye kalanları unutuyor aşkları
merhabalar size de dolgun yüzler
ağlıyorsunuz bu gece
bir haller var bizde
acımızda
kalbimizde...
uzak bir deniz
nerede var sanki bize
yeraltında cennetler...
14 Aralık 2014 Pazar
Günaydın anne
günaydın baba
günaydın kardeşim...
uzakta olmak şu hayatta
en zoru belki de
nereye gitsem sizinle olmak isterken
şimdi sizsiz yapamamak da gayet doğal
yüreğimdeyse dağlar var
yıkıldığım her anımda bir güneş doğırmak için ardından
kalbimde sancılar var
bi sigara yakıp dumanını üfürdüğümde atmak için başımdan
sonsuz sessiz bir boşlukta sanki yalnızlığım
çekip çıkaran yok oradan
sanki arnavut kaldırımlarda ince yüksek topuklar
elveda diyorlar beklenilmezliğe
Sanıldığı gibi değil
umulduğu gibi de değil
boşa geçiyor zaman
beklediğim gibi değil bu şehir
yüzü güzel
ama içini sevmedim
sen bensiz oraları nasıl sevmediysen anne
bensiz oralarda bir yokluğun aşkına bağlandığı yerler baba
burda da boş o yanım
senden üstünü yok mu nedir
ve senin gibisi yok
kardeş diyebileceğim mesela
uzak diyarlar böyle
Alice'ten gelmiyoruz
harikalarda değil buralar
sadece uzak ve yalnızlıklarda...
günaydın ailem
bugün de ağlamadık hayata...
günaydın baba
günaydın kardeşim...
uzakta olmak şu hayatta
en zoru belki de
nereye gitsem sizinle olmak isterken
şimdi sizsiz yapamamak da gayet doğal
yüreğimdeyse dağlar var
yıkıldığım her anımda bir güneş doğırmak için ardından
kalbimde sancılar var
bi sigara yakıp dumanını üfürdüğümde atmak için başımdan
sonsuz sessiz bir boşlukta sanki yalnızlığım
çekip çıkaran yok oradan
sanki arnavut kaldırımlarda ince yüksek topuklar
elveda diyorlar beklenilmezliğe
Sanıldığı gibi değil
umulduğu gibi de değil
boşa geçiyor zaman
beklediğim gibi değil bu şehir
yüzü güzel
ama içini sevmedim
sen bensiz oraları nasıl sevmediysen anne
bensiz oralarda bir yokluğun aşkına bağlandığı yerler baba
burda da boş o yanım
senden üstünü yok mu nedir
ve senin gibisi yok
kardeş diyebileceğim mesela
uzak diyarlar böyle
Alice'ten gelmiyoruz
harikalarda değil buralar
sadece uzak ve yalnızlıklarda...
günaydın ailem
bugün de ağlamadık hayata...
19 Kasım 2014 Çarşamba
olsan...
öncelerin masalları hep güzeldir
ve öncede kalacak olan hep güzeldir
bundan sonraları da
önce olmaya adaydırlar.
seçilmeksizin
daima öncesi olurlar
ve orada kalırlar...
benim masalımsa sonrasından öncesine
ve hep arafta.
bir çocuğun yüzünden anlaşılmaz olan sevgi
bir bebeğin gözlerinde büyüyen aşk gibidir
ana aşkı
baba sevgisi
varsa bir yudum sütü
büyüdüğünde dilimlerce pastalara dönüşür
peynirler arasında yoğurtları sever çocuk
onca sütün içinde
ve ekmeği yok eder
anlaşılmaz hayat
bir bakmışsın yokuşun esaleti
olmuş esirin
sen olmuşsun esiri
sefaletin
geri dönemez
bakarsın ardındaki seferin
suçlu o gözlerindeki uzaklık
yakın olsan
dillerimde yeni şarkılar var
kulağına fısıldanmalık
yakın olsan
nefeslerim var
dudaklarına dokunmalık
kokum var,
kokun var
birbirlerine karışmalık
yakın olsan
umutlarım var
köprüye ulaşmalık
ben sana gelsem de
sen benden kaçmalık
ben senden başlamalık
sessizce
uzaktan
uzak olsan
dağlarım var
ardına saklandığım
oysa ki o dağların arasında bir güneş var
umuduma yakın
tıpkı o küçüklüğümden geleceğime giden resimdeki gibi
pastel boyadan bozma kurşun kalem gibi
nerelerdesin sen
yanımda bile değilsin
içimde
uzak olsan
bağlarım var halatları köprülerin
binlerce köprü var
yakın olsan
tırmansan....
ve bir sessizlik var
yalvarışın sessizliği
büyükler bilir geleceği
vardır elbet bir bildiği...
uzak da olsan
güzelsin
hayalsin
uzaktan...
ve öncede kalacak olan hep güzeldir
bundan sonraları da
önce olmaya adaydırlar.
seçilmeksizin
daima öncesi olurlar
ve orada kalırlar...
benim masalımsa sonrasından öncesine
ve hep arafta.
bir çocuğun yüzünden anlaşılmaz olan sevgi
bir bebeğin gözlerinde büyüyen aşk gibidir
ana aşkı
baba sevgisi
varsa bir yudum sütü
büyüdüğünde dilimlerce pastalara dönüşür
peynirler arasında yoğurtları sever çocuk
onca sütün içinde
ve ekmeği yok eder
anlaşılmaz hayat
bir bakmışsın yokuşun esaleti
olmuş esirin
sen olmuşsun esiri
sefaletin
geri dönemez
bakarsın ardındaki seferin
suçlu o gözlerindeki uzaklık
yakın olsan
dillerimde yeni şarkılar var
kulağına fısıldanmalık
yakın olsan
nefeslerim var
dudaklarına dokunmalık
kokum var,
kokun var
birbirlerine karışmalık
yakın olsan
umutlarım var
köprüye ulaşmalık
ben sana gelsem de
sen benden kaçmalık
ben senden başlamalık
sessizce
uzaktan
uzak olsan
dağlarım var
ardına saklandığım
oysa ki o dağların arasında bir güneş var
umuduma yakın
tıpkı o küçüklüğümden geleceğime giden resimdeki gibi
pastel boyadan bozma kurşun kalem gibi
nerelerdesin sen
yanımda bile değilsin
içimde
uzak olsan
bağlarım var halatları köprülerin
binlerce köprü var
yakın olsan
tırmansan....
ve bir sessizlik var
yalvarışın sessizliği
büyükler bilir geleceği
vardır elbet bir bildiği...
uzak da olsan
güzelsin
hayalsin
uzaktan...
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)