adam durmuş, sessizce bekliyordu. beklemekten sıkılmaya başladığında karşı taraftan bir ses duydu:
-Alo?
kulaklarına inanamadı,yillardır duymadığı o masumane sesi duyunca bir anlığına; hatta belki de sonsuza dek dünyanın en mutlu adamına dönüştü.
-merhaba…
-kimsiniz?
-
ben… sadece son bir kez seninle konuşmak istemiştim.
-
konuşacak ne kaldı? kelimeler, cümleler çok uzun zaman önce tükenmedi mi? yine de...
-sen ne zamandan beri bu kadar çok soru soruyorsun? dedi adam. gülümsedi. ninni söyleyen bir kadını dinlediğini hissediyordu. huzur duyuyordu telefondan bile olsa duyduğu o sesle.
-
sorular sormayı uzun zaman önce bıraktım, lavinya…
arkadan bir ses geldi:
hayatım, aciktığımı söylesem bana kızar misin?
adamin ağzının kenarındaki kıvrımları kaybolurken beyninde sirenler çalmaya basladi. “unutulmussun be adam. terk edilmissin, yitirilip gitmissin…”
-
benim simdi gitmem lazım. seninle sonra bir daha konuşmak isterim. uzun zaman oldu…
derken telefon kapandı. adamin jeton boşa gitmişti. yeterince dinleyememişti sevdiğini. Sevginin sesini. Durup da derin nefes alıp verisindeki gerginliğini bile duymaya raziydi. Yetmezdi aslında hiçbiri.
Yeniden elini tutmak, gözlerindeki gökyüzünde uçmak, kalbine uzanan o yollarda koşturmak gibi olmazdı. Nefesini ruhunun ta derinlerinde hissetmek gibi olmazdı elbette. Oysa buna razı olmuştu, aralarındaki kilometrelere rağmen sesini duymaya razı olmuştu. Son kez aramayi düşündüğünde ise bu kadarını beklemiyordu. Belki çocuğu vardı, belki de çocukları.
O kadar sene gecmesine ragmen hala evinden tasinmamisti, numarasini bile degistirmemisti. Hayatındaki yeni insansa yanına taşınmıştı belki de.
Peki ya o adamin karşısında da heyecandan sürekli gulumsemeden durabiliyor muydu, aynı şekilde ona sarılıyor muydu, boynunun kokusuyla uykuya dalabiliyor muydu?
Zamanında herkese
“kadınım şarap” diye tanıstirdigi guzelligi daha da destansilasmis miydi…
Bunlari merak ediyordu. Ancak bir insana cesaret bir kez gelirdi. Bir daha aramaya cesaret edemezdi.
Ya bir sonraki arayisinda hayatina yeni soluk getiren o adamin sesini duyarsa ya da olur da evde olmayip da telefon acilmazsa. Ici icini yerken evine gelmisti.
Anahtarini cebindan cikardigi anda elinden dusurmustu. Egilip aldiginda gozu karardi ve dogrulurken basi döndü. Ve bir anda her şey bulaniklasti. Son bir kaç senedir çoğu şey bulanikti zaten, takması gerektiği gozlugu de takmiyordu. O gunse daha da bulaniklasti her şey. Yaklaşık bir saat önce.
Hayatında gunes gibi duran, yıldızlar gibi parlayan çiçeklere tas konduran kadını dusundu yine.
Seneler önce tanımadığı bir kadının yataginda uyandi ve ayağa kalktı. Gunes yoktu o gun, kapkara bulutlar vardı.
Vicdan azabıni bir tas gibi denize atamadı, kondu yüreğine. Ve terk etti kadını o gun. “Seni seviyorum ama sakin soru sorma…” son sozleriydi kadina. Bir daha da gunes doğmadı hayatına. Göğsünün ta derinlerinde başlayıp her yere sicramisti karanlık. Önce ciğerlerine sonra midesine sonra beynine ve diger her yerine. Iliklerine kadar karanlığa gömülmüştü.
Derin bir nefes alıp kapısını açtı ve yatağına birakti kendini. Yastığına düşüncelerini bırakırken kendini rüyanın kollarına attı.
"Lavinya?”
“Düşlerimin prensesi? Kadınım şarap, gönlümün kraliçesi. Yarından sonra ise evimin, doğacak çocuklarımın efendisi…”
Güldü kadin.
“Gözümün içine bakmadan bağışladığın o gülüşü saymıyorum. Bundan sonra sonsuza dek bana sakla guluslerini.”
Kadin dudağını ısırdı tekrar gülmemek icin. “Yarın buna da bir soz vereceğim.”
Ikisi de sustular ve birbirlerinin nefeslerini dinlediler uzun sure. Sonra jeton bitti, telefon kapandı.
-alo
-lavinya. Benim. Dun. Aradım. Arkadaşın. Doyduysa. Konuşabilecek miyiz?
Nefes nefeseydi adam. Belki heyecandan belki de duygusal yorgunluktan.
-seni özledim.
Diye fısıldadı kadin.
-ozlemek. Bir insanda. En büyük. Yara… Sesini. Alcaltarak. Konusma.
-sanki hic ozlememis gibisin. Neden nefes nefesesin?
-sorular sorma. Cevapların. Postacida. Beni dinle.
-ozlemek dünyanın en hazin sonu, en acı veren şeyi. Yıllarca çektiğim bir ızdırap var. Sessiz sakin yaşadım yıllarca, gözyaşlarımla bulutlar doydu, denizler sulandı. Ellerin senden sessizdi giderken, gozlerin bulutlara mesajlar yolluyordu kara günleri peşinde koşturmaya mahkum edilmiş gibi, “yalvarıyorum bırakın beni” der gibi… sen gittin ya, gittiğinde dunyaevimizin inşaatı bitmiş kapıdan girmemizi bekliyordu, deprem oldu ışte o zaman. Sallantiya uğramadı, yıkıldı. Sen gittin ya, benim dünyam da yıkıldı Lavinya. Sorular benim bedenime hapsoldu zaten. Cevaplanması gereken hicbir şey yok. Her şeyi içime attım, ve bir gun yok olduklarını hissettim. Acı hapsolsa bile en derinlere, ölüyorlar. Aç susuz bırakınca, dayanamıyorlar. Seni hala seviyorum. Açısıyla tatlısıyla.
Adamin gözünden süzülen yaşlar hıçkırıklara dönüştü.
Kadin sustu. Adam bir jeton daha atmıştı ve artık ayakta duramiyordu.
-Ben de… seni…seviy…..
Kulübenin yanına yığıldi ve telefon tam kalbinin üstüne düşmüştü.
Hizli hizli atıyordu.
Ve bir anda durdu.
“Senin gozlerin gökyüzünden, gözyaşlarını bulutlara bagislamissin, çok mu? Yağmurlarla sel olmus her yer, çok mu? Gizemli dünyama hoş geldin kadınım. sen de hoşça kal lavinya…